Pazar, Nisan 6, 2025
Ana SayfaAbide ŞahsiyetlerSâmiha AyverdiMesnevi Terbiyecisi ve İnsanlık Alemi 3

Mesnevi Terbiyecisi ve İnsanlık Alemi 3

Yeryüzüne Hakk’ın bir armağanı olarak gelmiş olan Celâleddîn-i Rûmî’nin bu iki eserinden başka Fîh-i Mâfih gibi bir mensur kitabı da vardır.

Fakat onun gerçek eseri, bizzat kendisidir. Kütleyi mayalayan, yükselten bir fikir ve ruh asâletine götüren, irfan ve aşkla üstünlük ve olgunluk kademelerine çıkaran bizzat büyük rehberliğidir.

Ebru sanatı üzerinde bir lale figürü.

Hayatı boyunca kemâlini ve cemâlini insanların üstüne akıtan ve el koyduğu ham malzemeden âbideler kuran bu yüce terbiyeci, bu dilâver kahraman, bu pervâsız mücâhid de pek tabiî ki ele aldığı insanlar tarafından ele alınacaktı.

Nitekim daha şu gök kubbenin altında, cübbesinin etekleri uça uça, evinden medreseye gidip geldiği günlerde üstüne çevrilen eğri doğru, garazlı garazsız, anlayışlı anlayışsız hükümler, o zamandan bugüne kadar uzayıp gelmiştir.

Böylece de yedi yüz yıldır gerek ilim dünyâsı gerek tasavvuf çevreleri ve hattâ taassubla kararmış dar kafalar, alâka ve dikkatlerini bu âbidenin üstünde tutmuş,

onu türlü perspektiften görerek, şahsiyetinin, îmânının, aşkının tahlil, tefsir ve terkîbini yapmaktan bıkıp usanmamıştır.

Yedi yüz seneden beri devâm edegelen bu çekip çekiştirme, bu meth ve senâ ya da isnadlar ile devamlı olarak alâkayı üstünde tutan o büyük insanı en fazla anlayanlar ve anladıklarını en rast ve ihlâslı çizgilerle anlatanlar dahî, şüphe yok ki bizzat kendisi kadar kendisini anlayamamış ve anlatamamıştır.

Hattâ bütün ömürlerini Mevlânâ’yı tedkîk, tefsir ve şerhe hasredenlerin bile gene kendini kendisi gibi beyâna muktedir olamadıkları bir gerçektir.

Öyle ki Mesnevîhanlığı icâzete bağlı bir meslek hâline getirmiş olanlar veya kürsülerine, enstitülerine alan ilim çevreleri, onu bize kendi kendini tanıttığı ölçüde âyan ve beyan etmekten âcizdir.

Nasıl ki güneşten nîmetlenen yeryüzü ve yer yüzünde yaşamakta olan insanlar, bu aydınlatıcı, ısıtıcı hayat kaynağını ne kadar bilseler ve bildirseler, elbet güneş olamazlar.

Şu halde Mesnevî denen birlik ve aşk tûfanı ile beşeriyetin karşısına kâh realist bir san’atkâr, kâh tefekkürü ve îmâniyle göz kamaştıran bir hakîm, kâh ise hikmet ve rahmet olarak çıkan Mevlânâ’yı, bizzat kendisinden dinlemek, başkalarından dinlemekten elbet yeğdir.

Zîra insanların kulağını büken, dertlerine derman olan Mevlânâ Celâl-ed-dîn-i Rûmî’nin Mesnevî’si ,kendisi ile insanlar arasında kurulması lâzım gelen köprünün tâ kendisidir.

Hele dünyânın tehlikeli bir hızla mekanikleştiği bu asırda, Âdemoğlu’nun tasavvuf ve Mesnevî kültürüne ihtiyâcı, şüphesiz her zamankinden daha fazladır. Zîra bugün azgın tabiat kuvvetlerini kontrolü altına almış ve hizmetine koşmuş olan insanoğlu, bir yandan da esir ettiği bu zorlu kuvvetler tarafından esir alınmış bulunuyor.

Öyle ki, teknik araştırma ve buluşlarının gurûru ve büyüklük hislerinin gafleti, maddesi ile mânâsı arasındaki kapıyı örtmüş ve onu dış tabiatının zindanına hapsetmiştir.

Artık yirminci asrın insanları, kendilerini yalnız et ,kemik ve kandan ibâret bir mahlûk olarak görmek ve sâdece etine kemiğine hizmet etmek dalâleti içindedirler. Bu yüzden de bizzat hâmil oldukları gerçekleri arayıp sormaz ve hattâ seçemez olmuşlardır.

Netice îtibâriyle kendi kendine yabancı hattâ düşman kesilen bu insan sevgiyi unutmuş, îmandan, ihlâstan habersiz kalmış, sonunda da üstüne çöken egoizme teslim olarak, onun emrinde, çevresini yıkar döker, ezip perişan eder hâle gelmiştir.

Mâdem ki insan denen bütün, madde ve mânâ olarak ikiye bölünmek sûretiyle birbirine geçit vermez, birbirinin dilinden ve neşesinden anlamaz hâle getirilmiştir. Şu halde ondan zuhur eden hayvanî saldırışları, iğrençlik ve bayağılıkları da tabiî bir netîce olarak görmek îcab eder.

Ama aynı insan, günün birinde maddesi ile rûhunun ayrılığından doğan vahim netîceleri görerek telâşa düşer de, hayat felsefesini yeni bir plân ve nizam üstünde düzenlemek yoluna gidecek olursa, işte kurtuluşunu sağlayacak tefekkür ve îmanı her halde mâzinin verimlerinde aramak basîretini gösterecektir.

Sâmiha Ayverdi

Rıza Tekin UĞURELhttps://www.dertlidolap.com
..1987 yılında kurulan Kütahya Aydınlar Ocağı Derne­ği başkanlığını uzun yıllar yürüten Uğurel, hâlen (KÜMAKSAD) Kütahya Mevlânâ Araştırma Kültür San'at Derneği'nin de başkanı olarak mûsikî, kültür ve san'at faaliyetlerini sürdürmektedir.
Benzer Yazılar
- Advertisment -

Popüler Yazılar

error: Muhtevâ korumalıdır!