Mehmed Âkif:
“Cânı, cânânı, bütün vârımı alsın da Hüdâ,
Etmesin, vatanımdan beni dünyâda cüdâ!”
Dediği vatanından on bir yıl ayrı düşmüştü.
Sonunda hasta olarak döndü. Baygın bir vaziyette yatıyordu. Bir dostu: “Özledin mi bizi üstad?..” dedi.
O, âdeta zehir gibi gülümsedi: “Özlemek mi oğlum… Özlemek mi?” dedi ve gözlerini yumarak on bir yıllık hasreti bir anda hatırladı:

“-Mısır’dan üç gecede geldim… Bu üç gece, otuz asır kadar uzun sürdü… Orada on bir yıl kaldım… Fakat bir an oldu ki, on bir gün daha kalsaydım, çıldırırdım…”
Dostu, “hasret…” deyince, solgun dudaklarından: “… çok acı…” kelimeleri döküldü.

Dostu ilâve etti:
“-Ya kavuşmanın sevinci?”
“-Onu sorma oğlum… Onu ben kendime bile soramıyorum. Ancak yazık ki, vapurdan çıkar çıkmaz yatağa düştüm, hiçbir şey göremedim.”
Arkasından ekledi:
“-Cennet gibi yurdumdayım ya… Çok şükür!”