SÖYLE BABANA NAMAZA BAŞLASIN(*)
Hisli, zarif, çelebi ve çok güzel bir insan olan büyük babam vefât ettiği zaman, üç buçuk yaşındaymışım.
Oturduğu minderde beni kürkünün içine alır ve: “Şeker, cepten parayı çeker …” diyerek ufacık bir şeker külâhını avucuma sıkıştırırdı.
İşkembe fener, uzun ve ince kameti, beyaz sakalıyla câmi veya sokaktan gelişini ve soba başında oturuşunu, Anadolu Hisarı’ndaki yalımızda harem bahçesinden içeri girişini hâfızamın hâtıralar köşesinde tablo tablo seyrederim.
Annem, babasının aynada kendisini görmesi kadar, bu güzel insanın benzeri, hattâ biraz daha dilberi idi. İç yapılarındaki müşâbehetle de bir kopya kadar biribirinin eşi sayılırlardı.
Her ikisi de neş’eden az nasip almış, hassas, vara yoğa üzülüp derdlenen kimselerdi.
Herhâlde gergin denecek sinir sistemi yüzünden büyük babamın gençliğinde dizlerine ârız olan titreme uzun zaman devam etmiş ve bir türlü çâresi bulunamamış. Rahatsızlığın devâm ettiği sıralarda Fransa’dan Türkiye’ye devrin meşhur doktorlarından birinin misâfir geldiği öğrenilmiş.
Haberi alan büyük annemin kardeşi Cemâl Bey Dayım, derhâl harekete geçerek hekimi otelinden almak üzere gitmiş ise de, memleketine dönmek üzere olan doktoru ancak Sirkeci’de trene bineceği sırada yakalamış.
Bu kadarcık olsun fırsat zuhûr etmiş olmasından memnun, hemen hastadan ve hastalığın mâhiyetinden söz etmiş.
Ancak adamcağız, ezbere teşhis ve tedâvî olamayacağını söylemekle berâber: “Günde birkaç defa soğuk su ile boynunu ıslatsın ve denize girsin.” demiş. Tıpkı abdest alan kimsenin boynunun iki tarafını meshetmesi gibi!
Bu an, dayımın zihninden şimşek sür’ati ile bir derûni hüküm geçivermiş.
Şöyle ki:
Bundan sonra eniştesi de abdest almalı, abdest alınca da günde beş defa insanoğlunu dünyâ gulgulesinden çekip kendinden kendine ve kendinden Allah’a yol veren namaza icâbet etmeli idi.
Söyle babana, namaza başlasın!
Bir ulu Sultan olan Dr. Server Bey Dayıma Mürşîdimin Medine-i Münevvere’den yazdığı mektupların birindeki şu cümleyi unutamıyorum; kimse de unutmamalı: “12’ye çeyrek var. Söyle babana, namaza başlasın!”
Çok şükür ki büyük babam, oğlu vasıtasıyla Mürşîdinden gelen emri tutmak bahtiyarlığına ermişti. Gene çok şükür ki, elinde işkembe fener, gece câmiden döndüğünü Allah bana da gösterdi.
Sâmiha Ayverdi (*)Rahmet Kapısı’ndan